Trakyanın Enduro Motosiklet Kullanıcıları Portalı
Eylül 09, 2010, 01:48:14 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Lütfen Forum Kurallarını Okuyalım...
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Solo Karadeniz ve Kuzeydoğu Anadolu  (Okunma Sayısı 2827 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Triumph
V.I.P.
*****

Karizma 6
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 47



« : Eylül 05, 2007, 01:16:02 ÖÖ »

Adil bilir, eşim Bahar ile iki motosikletli bir takım olarak üç senedir her yaz Türkiye'nin başka bir bölgesine gezi yapıyoruz. 2005'de İç Ege ve Göller Yöresi ile başlayan bu seri 2006'da Orta Anadolu ile devam etti, bu yıl da hedefte Doğu Anadolu'nun kuzey kısımları ile Karadeniz vardı. Haziran ayında hızlı bir şekilde başladığımız gezide Karadeniz Bölgesi'nin iç kısmını geçerek Bayburt üzerinden Erzurum'a oradan da Ardahan ve Kars'a ulaşmıştık ki, Kars'ın Selim ilçesinde Bahar'ın başıboş bir köpeğe çarpmasıyla bu yılki gezimiz yarım kaldı.

Açıkçası bu gezinin yarım kalmış olması içime fena oturmuştu. Bahar'ın kazada omuza yakın yerden kırılan kolunun biraz olsun iyileşmesi ve hareket yeteneğini tekrar kazanmasıyla birlikte onu çocuklarla anneannenin yanına Kuşadası'na gönderdim ve hemen ertesi sabah da AT'ımla birlikte kendimi yollara vurdum, yarım kalan geziyi tamamlamak için.

Ana hedef Artvin ve çevresi olduğundan Batı Karadeniz'in tüm il merkezlerini hızla tarayıp, yine aynı hızla Trabzon - Maçka'ya kadar ulaştım ve sonra hedef ilde bir kaç gün oyalandıktan sonra Kars - Erzurum'a tekrar uğrayıp dönüşte Amasya'da bir gece geçirip İstanbul'a geri geldim.

Gezinin tüm hikayesi ve ayrıntıları çok yakında sadece "Gımıldak Team"de...

Bu arada yazıdan önce fotoğrafları yavaş yavaş elden geçirip internete koyuyorum.
İlk üç günü tamamlayabildim henüz, fotoğraf albümü burada: Foto Albüm

Geziye giriş babından bir kaç fotoğraf koyalım hiç olmazsa:

Gezinin ilk gün duraklarından, Safranbolu:



İkinci günün bonusu; Boztepe'den Ordu'ya bakış:



Sümela:



Hamsiköy:



Ovit Dağı Geçidi ve sis:



Borçka'nın muhteşem Karagöl'ü:
(Artvin'de her ilçenin ayrı bir Karagöl'ü varmış bu arada Wink)



Bulutlar içinde bir kent Artvin:



Dünyanın en yüksekten dökülen üçüncü şelalesi Tortum:



Olağanüstü güzellikteki Tortum Vadisi:



Sessiz bir şekilde, sular altında kalacak geleceğini bekleyen Yusufeli:



Alpleri aratmayan doğası ile Şavşat:



Bana geçit vermeyen Ilgar Dağı (Ardahan - Posof yolu):



Yine yeniden Çıldır Gölü:



Veda etmekte zorlandığım güzel kent Kars:



Palandöken eteklerinde Erzurum:



Dönüş yolunda Tokat il sınırlarında yağmur yüklü bulutlardan kurtulmak:



Amasya'da eski bir Osmanlı Konağı'nda gecelemek:



Hepsi, ayrı bir anı şimdi...


Devamı gelecek....
« Son Düzenleme: Ekim 04, 2007, 12:46:39 ÖS Gönderen: Triumph » Logged

Utku "Triumph" Hamarat'70
Honda XRV750 Africa Twin'01 - "Şeytan"
ahtapotusdeniz
Memet Gündoğan A rh pozitif (+)
Gımıldak Team
*****

Karizma 3
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 325


seni vıdıvıd seni sevimli şey :D


« Yanıtla #1 : Eylül 05, 2007, 08:59:27 ÖÖ »

Askerliğimi Erzurum' da yaptım.
Paylaşımın için teşekkür ederiz Triumph Cheesy
« Son Düzenleme: Eylül 05, 2007, 09:45:04 ÖS Gönderen: jotun » Logged

Husaberg 501
jotun
Adil Hamarat
Gımıldak Team
*****

Karizma 6
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 993


Teenereye gider Bu Ténéré


« Yanıtla #2 : Eylül 05, 2007, 09:58:26 ÖÖ »

hele şükür sitene bikaç ekleme yapabilmişsin, gün aşırı kontrol ediyordum... Biraz hızlanda resimlerin tamamını görelim doya doya Smiley
Logged

Triumph
V.I.P.
*****

Karizma 6
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 47



« Yanıtla #3 : Eylül 24, 2007, 11:34:02 ÖÖ »

Gün 1: Uzun yoldan Sinop

Plan ve hazırlıklar tamam. Yola çıkma zamanı geldi yine. Bahar bu kez beni yalnız bırakıyor ve gece 23:30 otobüsüyle çocukların yanına gitmek için Kuşadası yolunu tutuyor. Ben de sabah 06:20'de "Şeytan" ile birlikte garaj kapısının önündeyim.



Tripmetre sıfırlandı, her şey tamam gibi.



Önce E5'ten Gebze ve oradan TEM. Kısa bir benzin molası dışında tempolu bir sürüş sonrası Düzce'de TEM'i terk ediyorum. Sıkıcı otoyoldan sonra Akçakoca yoluna girdiğimde gerçekten yolda olduğumu hissetmeye başlıyorum artık.

Akçakoca'da Karadeniz'e kavuştuktan sonra ilk mola Ereğli'de. Ayaküstü bir kahvaltı poaça ve meyve suyuyla. Zonguldak ile birlikte ilk kez geçeceğim il merkezleri ve koleksiyonuma katacağım tabelalar başlıyor.



Zonguldak limanından görüntüler.





Şehir içinde motorla kısa bir turun ardından akşam tekrar görüşmek üzere Karadeniz'e veda ediyorum. İlk hedef Bartın derken, Zonguldak'tan çıkar çıkmaz görünen Gökgöl Mağarası tabelası beni durduruyor.



Durup dolaşmaya vaktim yok, zaten öyle 15 dakikada gezilecek bir yer de değil, oldukça uzunmuş (turizm amaçlı, dolaşılabilen kısım 800 metreden fazla). Zonguldak il sınırları içerisinde bir çok benzer mağara varmış. Bunlardan, Gökgöl ile birlikte turist çeken bir diğeri de Ereğli'de Cehennemağzı'ymış. Neyse, girişi dışarıdan fotoğraflayıp yola devam. Bir saat kadar sonra Bartın ve benzin molası.



Bartın - Karabük yolunun ilk kilometreleri çok hoş.



Tepelere doğru tırmanışın ardından böğürtlen molası.





Sırada Safranbolu var. Tek başına bir geziyi bile hak ediyor aslında ama bugün fazla oyalanamam. Sonrasında bir hafta sonu gelip içini ve çevresini dolaşmak lazım.





Karabük ile devam ediyorum tabela toplamaya.



Yol üstünde evleriyle Safranbolu'yu andıran bir kasaba Araç ve tarihi kalesi.



Bir yeni tabela da Kastamonu'dan.



Kastamonu Kalesi:



Vilayet binası ve "Şapka Devrimi" Anıtı:



Kastamonu Saat Kulesi:



Kastamonu nedense bende kötü çağrışımlar yapardı ama hoş bir kentmiş. Burada da bir çok tarihi bina var ve dolaşmaya kalksam bir gün de burası alır.

Yola devam. Taşköprü ilçesi sarımsak merkeziymiş. Kasabadan geçerken yol kenarındaki tezgahlarda asılı sarımsakların kokusunu alıyorsunuz. Buraya "Kont Drakula" soyundan aklı başında hiç bir "vampir" uğramaz herhalde Smiley

Kastamonu - Sinop yolunda sevimli köylerden biri:



Güzergahtan hafif saparak Boyabat'ı da bir göreyim diyorum.

Boyabat Kalesi:



Aslında Boyabat öncesi Ayancık yoluna girip sahilden Sinop'a devam etmeyi düşünmüştüm ama hem o taraftaki koyu renk bulutlar hem de haritada kıvrım kıvrım görünen yol, zaten sabahtan beri AT selesinde 600 kilometreyi geçtiğim için pek cazip gelmiyor. Boyabat - Sinop yolu daha düzgündür diye tercih ediyorum ama maşallah, viraj üstüne viraj ile tercihimi sorgulamaya başlıyorum.

Tepeden Boyabat tarafından geldiğim yola bakış:



Neyse yine de hava kararmadan Sinop'a ulaşmak üzereyim ama Sinop Belediyesi'nin heyecan verici bir "hoşgeldin" sürprizi var. Şehrin sadece bir girişi var ve bu yola sonradan asfalt dökmek üzere zifti bir güzel yaymışlar. İlk kısım çakıllı, motorun zifte batması dışında bir sorun yok ama sonra birden arka teker dans etmeye başlıyor. Mübarek buz pisti, ne fren ne gaz kendimi hemen yol kenarındaki toprağa atıp duruyorum. O anda farkediyorum ki biraz geride yerde bir scooter ve başında bir ambulans var. Ben gerçekten ucuz atlatmışım galiba. Zifti dökenlere sevgilerimi bildirirken oradaki insanlar da "bu yoldan gitme abi şurada toprak yan yol var, onu takip et, seni Sinop girişinde tekrar anayola çıkarır" diyorlar.

Bu maceralı girişin ardından Sinop:



Diyojen'e de bir merhaba:



Akşam olmak üzere ve sahildeki küçük otellerde yer yok. Pahalıdır diye es geçtiğim Melia&Kasım'a gidiyorum "başa gelen çekilir" diyerek. Meğer orada da tek kişilik oda 40 YTL'ymiş sadece Smiley

Bir duş alıp biraz kendime geldikten sonra yemek yemek ve dolaşmak için dışarıya çıkıyorum. Africa Twin selesinde bir günde 800 kilometrenin üstünde yol yapınca ne kadar düzgün yürünebilirse o kadar yürüyerek dolaşıyorum biraz sahildeki cıvıl cıvıl insan kalabalığının içinde. Küçük güzel bir kent ve neşeli modern insanları. Sevdim Sinop'u. Yiyecek olarak sakızlı dondurması (gerçekten de güzel), hediyelik eşya olarak da tekne maketleri ünlüymüş buranın.



İlk günden bu kadar yorulmak fazla. Gidip yatayım artık. Yolum çok uzun...


İlk günün rotası:

Maltepe - (D100) - Gebze - (TEM) - Düzce - Ereğli - Zonguldak - Bartın - Safranbolu - Karabük - Araç - Kastamonu - Taşköprü - Boyabat - Sinop
819 km

Tıklayınız...

İlk günün fotoğraf albümü için:
http://www.utkuhamarat.net/motor/xrv750/tur3s/f1.htm

Bugün geçtiğim iller hakkında bilgi için:
http://www.duzce.gov.tr/
http://www.zonguldak.gov.tr/
http://www.bartin.gov.tr/
http://www.karabuk.gov.tr/
http://www.kastamonu.gov.tr/
http://www.sinop.gov.tr/

Yarın, al denizi soluna, Trabzon'a dek salına...

Devam edecek...
Logged

Utku "Triumph" Hamarat'70
Honda XRV750 Africa Twin'01 - "Şeytan"
jotun
Adil Hamarat
Gımıldak Team
*****

Karizma 6
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 993


Teenereye gider Bu Ténéré


« Yanıtla #4 : Eylül 24, 2007, 12:20:56 ÖS »

Yaşasın Sonunda başladı  Let's

İftardan sonra okuyacağım ama, yanında patlamış mısırla Patlak Misir
Logged

Triumph
V.I.P.
*****

Karizma 6
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 47



« Yanıtla #5 : Eylül 24, 2007, 01:41:51 ÖS »

Gün 2: Sen yağmur ol ben bulut, Maçka'da buluşalım

Deliksiz bir uykudan sonra sabah 8 olmadan uyanıyorum. Kahvaltının ardından kısa bir sahil turu yapıyorum yürüyerek. Akşamki kalabalık yerini huzur dolu bir sakinliğe bırakmış.



Limanda yüzlerce tekne uykuda sanki.



4000 yıllık Sinop Kalesi'nin duvarları ve onu saran çay bahçeleri:



"Karadeniz'de üç doğal liman vardır" derler; "Temmuz, Ağustos ve Sinop"... Şehrin kurulduğu ince uzun yarımadanın güney sahili, sert kuzey rüzgarlarından koruyor kendisine sığınanları.

Sinop'ta Sinop Kalesi ile birlikte gezilmesi gereken bir diğer yapı da eski Sinop Cezaevi ama benim asıl hedefim Artvin ve çevresi olduğundan burada da fazla oyalanmıyorum.

Sinop ile birlikte Batı Karadeniz'i bir günde geçmiş oluyorum. Bunu sadece bir keşif geçişi olarak kabul edelim. Zonguldak ve çevresi (Mağaralar, Filyos vs.) bir gün, Safranbolu ve çevresi bir gün daha, Kastamonu iç (Merkez, Daday, Azdavay vs) ve sahil kesimi (Amasra - Cide - İnebolu hattı) ayrı ayrı birer gün, Sinop'a da (Merkez, Erfelek Şelaleleri vs) bir gün koyarsak neredeyse bir haftalık bir gezi planı çıkabilir.

Sinop'tan son görüntü Gerze ilçesinden:



Sinop - Samsun sınırı arası yol çok güzel. Düzgün asfalt, tatlı virajlarla, deniz ve orman arasında bir alçalıp bir yükseliyor. Samsun'a girince arazi düzleşiyor. Kızılırmak ve Yeşilırmak'ın suladığı geniş Bafra ve Çarşamba ovaları Samsun şehrinin iki tarafında uzanıyorlar.

Alaçam yakınlarında kenara çekip kısa bir mola veriyorum bisküvi ve su eşliğinde.



Bafra girişinde Kızılırmak ve artık araç geçişine kapatılan eski köprü.





Samsun'a daha 20 km var aslında ama büyükşehir başlıyor.



Burası Samsun'da ilk yerleşimin yapıldığı yermiş: Amisos Tepesi.



Samsun içinde kalabalık sayılacak bir trafik var. Kavşaklarda sarı/kahverengi tarihi/turistik yer levhaları var. Şuraya şu kadar km var yazmışlar. Müzeleri, eski evleri filan es geçip Bandırma Vapuru oklarını takip ediyorum. Levhalar güzel derken sonuncusu olmayınca girmem gereken kavşağı kaçırıp geri dönebilmek için fazladan 2-3 km yapmak zorunda kalıyorum. Angry

Bandırma Vapuru'na ancak şehrin doğu çıkışında yer bulabilmişler.





Burada da içeri girip gezmeye vaktim yok tabi. Açıkçası Artvin'e kadarki yolum hep koşarak geçecek gibi. Durup dolaşmaya pek vakit yok.

Çarşamba çıkışında Yeşilırmak.



Gezinin son akşamında biraz daha yakın olacağız kendisiyle...

Terme'den geçtikten sonra Ordu sınırına yakın benzin molası veriyorum. Çıkmaya yakın bir Pegaso yaklaşıyor ve selam veriyor. Kaskını çıkarınca bir de bakıyorum ki hatunmuş. Rize'ye ailesinin yanına tatile gidiyormuş. Vay be bayan motorcular tek başlarına da uzun yola çıkmaya başlamışlar artık, üstelik çadır konaklaması yapıyormuş akşamları. Smiley

Neyse yola devam. Samsun'dan itibaren şu meşhur Karadeniz Sahil Yolu'ndayım artık. İyi mi olmuş kötü mü karar veremedim. Hızlı ve rahat yol almak hedefim uzak olduğu için güzel ama sahiliyle arasına girdiği kasabaları kentleri düşününce bozmuş biraz görüntüyü. Sad

Ünye ve Fatsa'dan sonra Ordu'ya sahili dolaşmadan dağları delerek giden yeni bir yol yapılmış Karadeniz Otoyolu kapsamında. Dağları delmek deyince bir de uzun tünel var tabi 3820 metrelik. Tünel çıkışıyla birlikte hava kapanıyor. Bulutlar güneşe bugünlük bu kadar diyorlar. Az ileride Ordu tabelası.



Tabelası var, kendi yok. Ordu'nun içine girebilmek için önce sahil yoluyla tekrar buluşmayı beklemek ve bir kaç kilometre daha gitmek gerekiyor.

Ordu sahilinden Karadeniz'e bakış:



Hiç bir yerde fazla oyalanmazken Ordu'ya özel bir kıyak geçiyorum. Boztepe'yi keşfetmeliyim. Şehir içine girip sora sora buluyorum yolu, dön dolaş 10-15 kilometre sonra, Boztepe'deki manzarayla karşılaşınca ister istemez bir "vauv" sesi çıkıyor. Tüm bir Ordu gözlerimin önünde şimdi. Shocked





Ordu'ya kıyak geçtik ama çok da oyalanmayalım. Yola devam. Gülyalı, Piraziz, Bulancak gibi sahil ilçelerini geçerek Giresun'a varıyorum.



Sahil ilçelerini geçmek derken, yukarıda bahsettiğim sahil yolu yüzünden Karadeniz sahilindeki kasabaların içinden değil kenarından geçiyorsunuz artık. Yani kasabalarla deniz arasından. İlla kasabadan geçmek istiyorsanız sapaklardan çıkmanız gerek.

Bu da Giresun sahilleri



Giresun'dan sonra Giresun'un sahil ilçelerine devam: Keşap, Espiye, Tirebolu, Görele, Eynesil.

Tirebolu Kalesi:



Antik Yunan'dan kalma yaklaşık 2500 senelik bir kale.

Görele sonrası yolun bu kez içinden geçtiği bir sahil köyünde öğle-akşam arası ve ikisinin yerine de geçecek öğünü Akçaabat Köfte ile geçiştiriyorum. Karadeniz'i gezip de balık yemeyen kaç kişi vardır acaba benden başka Cool...

Eynesil'in ardından Trabzon'un ilçeleri başlıyor Beşikdüzü, Vakfıkebir, Çarşıbaşı, Akçaabat; ama bunlarına arasında pek boşluk yok, il merkezine kadar tüm sahil binalarla kapanmış durumda artık.

Ve sonunda Trabzon:



Tabeleyı fotoğraflamak için motoru park ettiğim yer yolun ortası. Her şeyiyle apayrı bir mizah kaynağı olan Trabzon'a uygun bir fotoğraf oldu gerçekten. Aslında yol ortası değil tabi, yolda çalışma olduğu için sadece en sağ şeritten akıyor trafik. O tek şeritte otomobilin biri durup selam veriyor. İstanbul'dan mı geldin filan derken muhabbet uzuyor, otomobilin arkasındaki kuyruk da tabi Smiley. Hiç acele etmeye niyeti yok arkadaşın, neyse sonunda yolda olduğu aklına geliyor da iyi yolculuklar dileyip gidiyor. Arkadakilerde de ne bir korna ne bir bağırış. Cheesy

Trabzon'daki Ayasofya Kilisesi:



Mizah yüklü anlar şehir içinde de sürüyor. Kırmızı ışıkta bekliyoruz, sağdaki minibüsçü laf atıyor "güzel motor" diye, "değişelim mi" diye ekliyor. "Olur" diyorum espriye yanıt vermiş olmak için, bir de bakıyorum ki arkadaş sağ sinyalini yakmış "hadi" diyor. "E yolcular ne olacak?". "Sen kullanacaksın ya minibüsü"...  Shocked Anlaşılan espri yaptın mı da dibine kadar gitmek gerek buralarda.

Giresun tabalesını fotoğraflamak için durduğumda arkadan su alıp içmek isteyince farketmiştim topcase anahtarının yokluğunu. Trabzon'a biraz erkence varınca bir anahtarcı bulup açtırayım, mümkünse bir de anahtar yaptırayım diyorum. Bir yer tarif ediyorlar. Trabzon Motosiklet Derneği'nden bir arkadaş da orada, motoruna anahtar yaptırıyor. Eski model Suzuki gsxr-750. Yaylaları bununla dolaşıyormuş. Biz de enduro lastiklerinden dem vuruyoruz, adam silik lastikle geziyor ya oralarda. Tongue

Bir de minibüs var anahtar sırasında, bekliyorum ben de. Beklerken de yandaki kıraathaneden yükselen karşılıklı esprilere gülmemeye çalışıyorum bu arada. Bu kadar mı komik olabilir bir halk. Trabzon'dan aklımda kalan bunlar olacak bu geziden. Her yerde her zaman bir espri sağanağı.

Neyse sıra bana geldi ama yarım saatlik uğraşıdan bir şey çıkmadı, açılmadı topcase. Anahtarcı, bazı aletlerinin arabada kaldığını bahane edip yarın sabah gelmemi istiyor ama benim pek niyetim yok. Boşuna geçen 1 saat, kendi başımın çaresine bakacağım artık. Sad

Hava kararıyor artık ve hafif bir yağmur da başlıyor. Ne durumda olduğunu bile göremediğim bir yolda diğer araçları takip ederek çıkıyorum tepelere. 20-25 dakikalık yolculuğun sonunda Maçka'dayım. Tam girişte Sümela Hotel var. Daha ucuz bir oteli aramaya bile üşeniyorum, kıyak geçiyorum bugün kendime.

Otel odasının camından, Maçka'da gece:



Motoru otelin önündeki kaldırıma hafif saçak altına parkediyorum. Açılmayan topcase'in derdi de basit bir levye hareketi ile çözülüyor. Tabi kendisi kilitli kaldığı için kapağı bundan sonra hiç kapanamayacak ama lastik örümcekle idare edeceğiz artık.

Duş ve kısa bir dinlenmenin ardından kendimi Maçka'nın sokaklarına, akşamın huzuruna ve çiseleyen yağmura bırakıyorum. Bu arada otelin restoran katından tarzı Volkan Konak'ınkine benzeyen yerel sanatçının sesi yükseliyor: "Sen yağmur ol ben bulut, Maçka'da buluşalım"...  Smiley Smiley Smiley


İkinci günün rotası:

Sinop - Gerze - Alaçam - Bafra - Samsun - Çarşamba - Ordu - Giresun - Tirebolu - Görele - Trabzon - Maçka
557 km



İkinci günün fotoğraf albümü için:
http://www.utkuhamarat.net/motor/xrv750/tur3s/f2.htm

Yarın, biraz yağmur, biraz güneş, biraz da sis...

Devam edecek...
« Son Düzenleme: Eylül 24, 2007, 02:27:12 ÖS Gönderen: Triumph » Logged

Utku "Triumph" Hamarat'70
Honda XRV750 Africa Twin'01 - "Şeytan"
mhs26
CRF Action Team
*****

Karizma 3
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 366



« Yanıtla #6 : Eylül 24, 2007, 04:39:22 ÖS »

tek kelimeyle harikulade, bizde gidelim diyecem ama daha derken bile kendime kızıyorum
sen önce burnunun dibindeki yerlere git diye Cry
Logged
Triumph
V.I.P.
*****

Karizma 6
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 47



« Yanıtla #7 : Eylül 26, 2007, 02:26:15 ÖS »

Gün 3: Zigana'dan güneye, Ovit'ten kuzeye

Maçka'da sabah. Yağmur yine hafif hafif çiseliyor. Vadiyi kuşatan tepelerde sis var.



Otelin kahvaltı salonu kalabalık bir İsrail grubuyla dolu. Kahvaltının ardından fazla oyalanmadan ayrılmalı.

İlk planlarda Sümela yoktu ama sonra buraya kadar gelmişken görmemek ayıp olur dedim. Bugünkü yol nasılsa çok uzun görünmüyor, Gümüşhane ve Bayburt üzerinden Rize'de tekrar sahile dönmeyi ve akşam Hopa'da konaklamayı hedefliyorum.

Temiz asfalt bir yol üzerinde ve yine koyu yeşile boğulmuş olarak Altındere Vadisi'nde yol alıyorum Sümela Manastırı'na doğru. Yolun Milli Park içindeki kısmında bir yerden sonra asfalta veda ediyoruz. Son etapta yaklaşık 3 km'lik yol toprak, hafif de olsa yağan yağmuru hesaba katarsak çamur da diyebilliriz.

Zevkli bir yolculuktan sonra yolun sonuna geldim. Buradan sonra yürümek gerekiyor. Yürüyüş yolu da çok güzel:



400-500 metrelik bir yürüyüşten sonra sisler içindeki manastırın önüne geliyorum.





Burada yaklaşık 100 basamaklı merdivenle manastırın tepesine tırmanmak, sonra da iç avluya ulaşmak için 120 basamak inmek gerekiyor. Dönüşte de bunun tersi tabi. Bir an iki fotoğraf çektik yeter bu kadar, kim çıkıp inecek şimdi o kadar merdiveni diye düşünsem de giriş ücretini ödeyip çıkmaya başlıyorum basamakları.

İç avlunun görünüşü:



Aslında burası yapının terası sayılır. Manastırın diğer katları bunun altında. Kısacası binaya giriş en üst kattan. Smiley

Şu fotoğrafta daha iyi anlaşılır:



Yürüyüş yolu sol üstteki ağaçların arkasında. Ağaçlarla bina arasında 100 basamaklı merdiven ve giriş kapısı görünüyor. İç avlu da görünen en üst katın hizasında.

Kendi zamanında tam bir inziva yeri. Ulaşımı zor, yaşam koşulları zor. Kilise ve freskler:





Veda zamanı geldi. Dönüş yolunda son pozlar.



Doğu Karadeniz'i en iyi anlatan şeyler: Bulutlar arasında koyu yeşil ormanlar...



Vadinin dibinde Altındere taşların üstünde çağıldayarak akıyor.



Milli park kısmına rahat girmiştim ama çıkmam biraz zaman alacak. Turist grupları gelmeye başlamış ve otobüslerin park yerinde bir halk oyunu gösterisi başlamış. Neyse ki otomobil değil de motosikletliyim, bulduğum boşluklardan insan yığınını yara yara çıkışa ulaşıyorum. Wink

Maçka'ya dönüş yolunda Coşandere Köprüsü:



Maçka'ya ulaştıktan sonra dün karanlıkta girdiğim için iyi göremediğim kasabaya girişi sağlayan tüneli fotoğraflayıp, Gümüşhane yoluna koyuluyorum. Tabi yine motosikletli olmanın faydasını görüp, yoldaki trafik kazası yüzünden bekleyen kalabalığı aşarak.

Yoldan 5-10 km kadar ilerledikten sonra yeni yolu bırakıp eski yola giriyorum. Yeşilliklerin, köylerin içinden geçen yol 10-15 dakika sonra beni ilk hedefime ulaştırıyor:



Hamsiköy deyince aklıma gelen ilk şeyi tadabilmek için buradayım; Sütlaç... Tongue



Hamsiköy'ün tepeden görünüşü:



Muhteşem değil mi? Cool

Biraz daha eski yolda devam ediyorum Zigana'ya doğru. Zigana Geçidi buralarda bir yerde olmalı ama hem yol gittikçe bozuluyor, hem de tabela filan yok geçitle ilgili. Sad



Neyse biraz daha gidip az önce yanından geçerken gördüğüm bağlantıyı kullanarak yeni yola geri dönüyorum. Zigana geçidine ulaşıp ulaşabildin mi emin değilim ama Zigana Tüneli'nden geçtiğim kesin:



Geçidin diğer tarafında yaz havasına tekrar kavuştum. Bulutlar dağların arkasında deniz tarafında kaldı. Gümüşhane sınırlarında ortalık günlük güneşlik.

« Son Düzenleme: Eylül 28, 2007, 01:21:16 ÖS Gönderen: Triumph » Logged

Utku "Triumph" Hamarat'70
Honda XRV750 Africa Twin'01 - "Şeytan"
Sayfa: [1] 2 3 4   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!